7 Ekim 2014 Salı
GÜZEL GÜNLER
Günler ne çabuk geçiyor. Şimdi de Midyat'tan yazıyorum, 3 yıldır hekimlik yapıyorum. Zaman her zamanki gibi hızlı akıyor bu ilk bana olan bir şey değil. Birim zamanın bıraktığı anı miktarı da çok çok değişiyor bazı süreçler her şeyden daha çok iz bırakıyor bu da tek bana olan bir şey değil. Ama çok acı be günlük! Sen de anladın derdim var, yoksa bir insan niye yazar? Yazayım günlük...
Gözleri günlük, görmeliydin gözlerini. İri, sıcak, sımsıcak, gülen gözlerini. Üzgün, ürkek, korkmuş gözlerini. Hele ki ağlayınca beni yıkan hırpalayan gözlerini... O ceylan kıskandıran gözleri ağlayınca yüreğimin dibini delmişsin de gözyaşları ordan akıyormuşçasına beni acıtan gözlerini...
Bir bahar rüzgarı altında, yemyeşil otların üstünde, berrak bir göl kenarında oturup sahile vuran usul usul dalga sesine eşlik eden bir Arp tınısı kadar huzur verici bir sesi vardı günlük. Sesi o kadar güzeldi ki o bana şarkı söylerken narkozsuz ameliyat olabilir, kanser olsam onu dinleyerek iyileşebilirim hissi verirdi.
Beyni günlük, böyle bir beyin böyle bir zeka görmedin sen. Kafamın içini okur en umulmadık bilgileri bilir apiştırıp bırakırdı beni. İzlediği filmler (Ingmar Bergman diyeyim gerisini sen anla) okuduğu kitaplar (orhan pamuk, arjen ari ve walt whitman kombini deyip susuyorum) bildiği diller ve sahip olduğu genel kültüre hiç girmeyeyim. Böyle modern gibi kadın. Ama bir de gundî tarafı vardı ki beni mest ederdi. "savara bı tolik û dewek hebane ax" :))
Ha kim bu merak ettin dimi? Bir seneden fazla oldu tanışalı, sıkıcı ve yorucu ilk görev yerimi bırakıp yeni gidecegim yere gitme faslı uzayınca tatile çıkmıştım biraz kafa dinlemek için. İlkin bir fotosunu görmüştüm nasıl da uzun uzun bakmıştım, Allah'ım bu nasıl şeydi? Kibar, narin, güzel bir yüzü ve samimi, içten, bizden bir dili vardı. Çok güzel bir Kürtçesi vardı, ben böyle güzel Kürtçe duymadım. Çok da iyi bir İngilizcesi vardı, İngilizce öğretmeniydi ama çoğu öğretmen yanına bile yaklaşamazdı.İngilizce'den Kürtçe'ye Türkçe'ye çeviriler yapardı. Kendimi 50'lerin 60'ların Paris'inin entelektüel ortamlarında hissederdim onla konuşurken. Zaten Paris'ten de ona burs çıkmıştı da gitmemişti benim gibi bozkır sevdalı :). Ya çok iyiydi anla sen.
İlk buluştuk bende nasıl bir heyecan nasıl bir heyecan görecektin. Hasanpaşa Hanındaydık, her saniyesi hala aklımda. Sonra Dicle kenarına gittik, ben bir şevkle bir aşkla konuşuyorum bir görsen. Hiç böyle konuşmadım ben. Kürtçe konuşuyoruz bir de, Kürtçe ile bir kızla konuşmaya uzun uzun meseleler anlatmaya alışık değilim ben(bu da biz Kürtlerin dramı) ama Kürtçem de fena değil altından kalktım çok şükür. Kızı etkilemek istiyorum ki ikincisine ikna olsun. Amacıma ulaşmıştım ikincisi üçüncüsü dördüncüsü de geldi ve daha da ardı kesilmedi zaten. İkimiz de birbirimizi bulmuştuk niye bırakacaktık ki. 2-3 ay geçti, sonra Allah bu kadar mutluluk fazla dedi ve hayatımın o ana kadarki en ağır acısını yaşadım burda yazmak istemediğim birtakım şeyler oldu beni yıktı mahvetti. Bir yandan çok mutluyum hiç böyle mutlu olmadım ben. Ama bu daha fazla yürümemeli diye de düşünüyorum kafamda, kalbim ise hiç öyle demiyor. En son dayanamıyorum, kız da hissediyor birkaç hafta boyunca uzun uzun konuşuyoruz, bazen sabahlara kadar ve üstesinden geliyoruz, çünkü birbirimizi seviyoruz.
Zaman çabuk çabuk geçiyor ikimiz de birbirimizin bir parçası oluyoruz artık, her şeyimizi birbirimizle paylaşıyoruz, en azından ben paylaşıyorum. Çünkü bence sırlar yüktür paylaştıkça hafiflersin. Neyse evlenelim muhabbetleri dönüyor ben tabi ki evlenmek istediğimi ama biraz zaman geçmesi gerektiğini söylüyorum o arada kızın ablaları kaç aydır benle tanışmak istiyorlar her seferinde erteliyoruz gitmeyi yanlış anlama ben değil ha o erteliyor :). Sonra bir ara evlilik teklifi ediyorum bir kebapçıda(tamam abarttım :) ), o evet diyor gülerek, komik bir ortamdı. Ablalarının davetinden 6 ay sonra tanışmaya gidebiliyoruz nihayet ve beklediğim üzere olumlu geçiyor çok seviyorum ablalarını, bizden biriler yada öyle sandım, onlar da beni sevmiş yada öyle sanmış. İyi insanlardı.
Sonra gene Allah bu mutluluk çok dedi hiç unutmam bir Newroz günü Diyarbakır'dayız. Ben öyle kurnazlık yapma, kızı test etme meraklısı biri değilim ama hissediyorum bana karşı rahat değil ben her şeyi anlatıyorum o anca büyük bir kavga gürültüden sonra zaten bildiğim şeyleri kabul ediyor. Bir hafta önce benzer bir olaydan tartışmışız ve bir daha birbirimize karşı dürüst olacağımızı söylemişiz. Ben onun hakkında kesin bildiğim bir şeyi soruyorum böyle bir şey yok diyor, korkma yargılamak için sormuyorum benim için bir şey değişmeyecek diyorum gene aynı. Ona daha önce defalarca söylemişim ben her türlü seni seviyorum, senin iyiliğine inanıyorum benim için ne olursa olsun bir şey değişmeyecek ama birbirimize açık olalım, o tamam dediş. Ama ben ısrarla soruyorum o hayır diyor, bilmediğimi sanıyor sonra bildiğimi söyleyince kabul ediyor. Gene aynı döngü.8-9 aydır beraberiz evlenmeye karar vermişiz yada ben öyle sanmışım o ise hala yeni tanışmışız gibi davranıyor bana. Bu beni üzüyor kahrediyor en kötüsü güvenimi zedeliyor. O gün bir şey demedim sınavları vardı, ben daha fazla ilerlemeden galiba bitmeli diye düşünmeye başlıyorum ama kalbim öyle demiyor kahretsin seviyorum. Sonrasında konuştuk pis tartıştık ona duygularımı söylüyorum o da söz veriyor bir daha olmayacağına ve anlaşıyoruz. Bir not düşeyim sevgili günlük biz hiçbir zaman birbirimize küs telefonu kapamadık. İkimiz de bu ilişkinin kıymetini bilelim diyorduk birbirimizi ne kadar tartışsak incitsek de incinir halde bırakmıyorduk. Bu çok hoşuma gidiyordu.
Aradan 1-2 ay geçti artık acayip bir şekilde evlenme isteği var bende. O da aynı şekilde. Kaçak göçek buluşmaktan sıkılmışız. İkimiz de farklı şehirlerdeyiz çünkü. Abimi bekliyorum, yurtdışında. Haziranda gelecek. Onunla daha önce Malatya'ya gitmiştik hatırlıyorum, evlilik muhabbeti açmıştık gene ben diyorum ne zaman evlenelim, o sence? diyor, ben yaz nasıl diyorum iyi diyor bu da aklımda. Neyse ben bir ara dayanamıyorum yazın bütün düğün salonları dolu olur bir tane rezerve edeyim diyorum arkadaşla gidiyoruz hepsini geziyoruz( o sevinç hala aklımda) bir tanesini beğenip rezerve ediyoruz ağustos ortasına. Ona haber veriyorum "daha gelin yok yer tuttum" diyorum gülerek o da çok gülüyor seviniyor her genç kız gibi. Diyorum abim Haziranda gelecek o zamana yer kalmaz dedim şimdi tuttum, o da ya bizimkiler o tarihe hayır derse diyor ben de o zaman değiştiririz sıkıntı olmaz diyorum. Almanya'da arkadaşım gelecek yazın bana bir tarih söyle diyor ona göre geleyim ben ağustos ortası diyorum, sene içinde Almanya'ya onun düğününe gitmişim o da benimkine gelmek istiyor. Kıza da söylüyorum bunu. Hazirana kadar ilişkimiz çok guzel gidiyor, acayip mutluyum.
Derken bana bu yazıyı yazdıran olaylar silsilesi yavaş yavaş gelişiyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder